Nedim Kuteyş Lübnanlı gazeteci


Lübnan için ne yapılabilir ve çözüm nedir?

Hizbullah milislerinin aydın ve aktif siyasi aktör Lokman Salim suikastıyla, Lübnan’daki işgallerinin derinliğini yeniden teyit etti. Salim’in katilinin belirli kimliğinin, yani adı, sicili ve adresinin, mağdurun herkesin gözü önünde bilindik taraf tarafından öldürülmesi göz önüne alındığında bir değeri yok.


Lübnan için ne yapılabilir ve çözüm nedir?

 

Hizbullah milislerinin aydın ve aktif siyasi aktör Lokman Salim suikastıyla, Lübnan’daki işgallerinin derinliğini yeniden teyit etti. Salim’in katilinin belirli kimliğinin, yani adı, sicili ve adresinin, mağdurun herkesin gözü önünde bilindik taraf tarafından öldürülmesi göz önüne alındığında bir değeri yok. Katili sadece aynı milis grubu tarafından verilen son kararı uyguladı. Bu son karardan önce Lokman Salim çok sayıda tehdit almış, kendisini vatan hainliği ile suçlayan çok sayıda metin yazılmış, onu reddetmesi için büyük ailesinin bazı kanatlarına baskı yapılarak izole edilmeye çalışılmıştı. Katili, ister İsrail isterse DEAŞ veya kim olursa olsun,  Hizbullah’ın yandaş basın, yorumcuları ve mağdurun aile evine birden fazla kez baskın yapan yerli kitlesi aracılığıyla Salim’e karşı uyguladığı teşhir, karalama ve kışkırtma kampanyasından yararlandı.

Aile bunu biliyor. Cinayet ve suikastların geri dönüşünden korkan ve suikastı protesto eden Lübnanlılar da biliyor. Habere yer veren yabancı basın, hadiseyi yorumlayan diplomatlar biliyor. Bunu en çok, bizzat Hizbullah’ın destekçileri biliyor. Bu nedenle, kutsal örgütlerinden şüpheleri uzaklaştırmak için sosyal medyada var güçleriyle, Lokman’ın İsrail iş birlikçisi olduğunu ve bu yüzden iş birlikçilerin hak ettiği sonu yaşadığını, ancak onu son kullanma tarihinin geçtiği ve görevi sona erdiği için İsrail’in öldürdüğünün altını çizmeye başladılar.

Aslında Hizbullah artık suçlamaları reddetmek için bir çaba da sarf etmiyor. Lokman Salim suikastındaki yüksek alenilik oranı, eski Lübnan başbakanı Refik Hariri davasına bakan Uluslararası Lübnan Özel Mahkemesi’nin verdiği ve Hizbullah içindeki bir grubun bir üyesini suçlu bulduğu son kararını açıklamasından sonra yükseldi. Uluslararası Mahkeme’nin kararının, katı örgüt içi disiplini ile bilinen Hizbullah’a yönelik dolaylı bir suçlama olduğu doğru, ancak katlanabilir bir suçlamaydı. Hizbullah’ın bakış açısından, suikast sonucunda elde edilen büyük sonuçlara karşılık ödenmesi kolay bir bedeldi.

Suikast ikinci olarak şunu yaptı; Lübnanlılara yöneltilen ve Hizbullah’a karşı yanlarında durma ödülünü hak etmelerini gerektirecek bir mücadele yürütmedikleri varsayımına dayanan haksız suçlamaların geri çekilmesi için ikna edici sebepler sunmak. Lübnanlılar ne şu taraftan bir teşvik ne de bu taraftan cesaretlendirme beklemiyorlar. Kanları ve canlarıyla savaşıyorlar. Ortadoğu’daki silahlı ve devlet dışı en güçlü güce, savunmasız bir şekilde karşı koyup öldürülüyorlar.  Arap çevresiyle uyumlu, özgür, egemen, demokratik bir Lübnan'ı savunmak için bölgedeki en prestijli siyasi ve aydın seçkinlerini feda ediyorlar. Yani açıkçası, Lokman Salim suikastından sonra, diğerlerinin yanlarında durabilmeleri için önce Lübnanlıları kendileriyle durmaya teşvik eden söylemlerin devam etmesi kabul edilemez. Aksine, Lübnan’ı önemseyen herkesin çıkarlarını etkileyen bir savaşta kendilerini desteklemeleri için Lübnanlılar başkalarını teşvik ediyorlar.

Peki ne yapmak gerekiyor?

Gerekli olan basitçe şu; Arap, bölgesel ve küresel açıdan Hizbullah milislerini tamamen kriminalize etme politikası arkasında bir Arap itici gücü oluşturmak için bir araya gelmek. Aynı şekilde Hizbullah ile bağlantılı olmayı da tamamen suç saymak ve ilişkisi olan taraflara boykot uygulamak, Lübnan’daki yerli aktörlerden bu boykotu delmeye çalışanlara karşı kararlı bir Arap tutumu benimseyerek, bunun sonuçlarına katlanmalarını sağlamak da gerekiyor. Hizbullah’ı en çok memnun eden ve rahatlatan şey, Arap ve Batılı ülkeler tarafından hedef alınmak, çünkü bu kendisini mağdur konumunda göstermesine ve baskıya maruz kaldığı söylemini pekiştirmesine yardım ediyor. Aynı zamanda, Arap ve Batı ülkeleri ile ilişkileri olan tarafları, kendi adına onlarla diyalog yürütmesi, kendisi ile anlaşmaları için onları müzakereye teşvik etmeleri için zorluyor. Yukarıda bahsettiğimiz kriminalize etme politikasının ilk adımı, Hizbullah’ı ve belirli bir kesimi temsil etme ve ortaklık sistemi kurallarıyla ilgili başlıkları öne sürerek kendisiyle ilişkisini sürdüren herkesi izole etmek olmalıdır.

Bu politika, Lübnan sorununu uluslararasılaştırma ve dünyanın önemli başkentlerinin buna yönelik çekincelerini aşmak için gerekli bir Arap ilk adımıdır. Özellikle de Lübnan'a yönelik politikaları, Maşrık (Levant) bölgesinde umutsuzca bir rol arayışı ile bu role hizmet eden tüm gerekli araçların kaybedilmesinin bir karışımı tarafından yönetilen, bir dizi niyetler, sloganlar ve gösterilerle sınırlı olan başkentlerin çekinceleri giderilmeli.

Hiç kimse uluslararası taraflardan, Lübnanlı politikacıların çok iyi bildikleri iç sandalye kapmaca oyununa dahil olmalarını istemiyor. Tam aksine, kendilerinden talep edilen şey, tam anlamıyla müdahil olmama, bunun yerine Lübnanlı çoğunluk ile Hizbullah arasındaki zorla birlikte yaşamanın bedelini ağırlaştırma fikrine dayanıyor.

Her ne kadar bunun, yerli partnerler olmadan ve sokak güçlerinin gerçek kimlikleri ve tutumlarına ilişkin tablonun belirsizliğinde gerçekleşmesi mümkün olmasa da, burada yardımcı olarak asıl kastettiğim, siyasi söylemi ve Lübnanlıların çoğunun çıkarlarına hitap eden genel ulusal pozisyonu ile Maruni Kilisesinin kendisini konumlandırdığı gelişmiş ulusal konumdur.

Maruni Patriği Bişara er Rai, Pazar günkü vaazı sırasında Lübnan’ın sorununun uluslararasılaştırması çağrısında bulunup, “Lübnan’ın çökmüş durumu, tüm Lübnanlı, Arap ve uluslararası inisiyatif ve arabuluculukların boşa çıkmasından sonra, davasının BM himayesinde düzenlenecek uluslararası bir konferansta sunulmasını gerektirmektedir” diye konuşarak çok iyi yaptı. Kilise bu süreç için iki sağlam yön belirledi. Bunların ilki; Lübnan'ın tarafsızlığını vurgulamaktı. Bunun öncelikli başlığı da ülkeyi bir paravan ve füze deposuna dönüştüren İran'ın suç projesinin esaretinden Lübnan'ı kurtarmak olmalı. İkincisi, direniş vb sahte etiketler altında devlet dışı güçlerin elindeki silahı meşrulaştırmaya yönelik tüm ciddiyetsiz girişimleri sona erdirmek.

Bunun için, Arap grubunun inisiyatif alması, Şebaa Çiftlikleri ve Lübnan-İsrail deniz sınırları dosyalarıyla ilgili anlaşmanın “Yedinci Bölümü” ışığında pratik bir çözüm geliştirmek için, İsrail ile aralarındaki son barış anlaşmalarının çıktılarını değerlendirmesi gerekiyor. Aynı şekilde anlaşmanın uygulanmasına yönelik geçiş aşamasının, mevcut herhangi bir temsil sıfatını taşımayan eksiksiz bir uluslararası hükümete emanet edilmesi de gerekli. Silahın işgali ve silah ile suç örgütü arasındaki örtük ve aleni en geniş suç ortaklığı gölgesinde düzenlenen son seçimlerin sonuçları, Lübnan’ın esaretinin devam etmesi için bir tuzak, uzun vadede Lübnan anayasal demokrasisini korumanın önünde bir engeldir.

Uluslararasılaştırma, Lübnan’ın bütün siyasi sınıfı ile başarısız bir ülke olduğunu deklare etmek anlamına geliyor. Bu suç örgütüne diz çöktürmek ve onun yerini alternatif bir uluslararası hükümetin alması için terörle mücadeleyle ilgili CEASER ve Magnitsky yasalarının maksimum düzeyde aktifleştirilmesinden yararlanılması anlamını taşıyor. Bahsettiğimiz alternatif uluslararası hükümetin iki maddeden oluşan bir programı olmalı:

1- Hizbullah’ın silahının devamlılığını sağlamayı amaçlayan İsrail’e karşı sözde direniş gerekçesini ortadan kaldıracak tarafsızlık ilanı yoluyla Şebaa Çiftlikleri ve deniz sınırı sorunlarını çözmek.

2- Reform ve Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) önereceği ilave bir ekonomi programının eşlik ettiği CEDRE Konferansı yatırımları ile ekonomik iyileştirme programı.

Bu projenin karşısındaki engeller basit değil ve başlamama olasılığı başlama olasılığından daha büyük. Ancak Lübnan’a, Hizbullah ve onunla iş birliği yapan Vichy Hükümeti arasında ayrım yapmayan tam bir abluka uygulama noktasına ulaşmadan önce gerekli bir adım. Yarı çözüm ve yarı abluka durumundan kurtulmak, Lübnan’ı kurtarmanın da ilk adımıdır. Lübnan’ı kurtarmak halkına yapılmış bir iyilik veya lütuf değil, kesinlikle bir Arap çıkarıdır. Dolayısıyla, oradan veya buradan yükselen şikayetler veya kızgın sözler, onun değerini azaltamaz. Lübnan, Arap güvenliğini hedef alan saldırıları destekleyen gelişmiş bir operasyon odası haline geldi. Bu odanın liderliğinin en büyük dileği ise, Arap ülkelerinin ondan yüz çevirmesidir. Böylece kendisini güvende hissedip, rahatsız edici kişileri cezalandırmaya odaklanabilir. Bizim işimiz de birbiri ardına Lokman Salimlere veda etmek olur.