Hasan Ebu Talib


Kazimi ve Haşdi Şabi: Irak’ın ruhu ve aklı için savaş

Bir devleti tanımlayan en basit unsurlardan biri, anayasal ve yasal kurallara uygun olarak gerektiğinde güç kullanmanın güvenlik kurumlarının tekelinde olmasıdır.


Kazimi ve Haşdi Şabi: Irak’ın ruhu ve aklı için savaş

Bir devleti tanımlayan en basit unsurlardan biri, anayasal ve yasal kurallara uygun olarak gerektiğinde güç kullanmanın güvenlik kurumlarının tekelinde olmasıdır.

Silahlı, angajman kuralları ve anayasanın onayladığından başka bir doktrini olan düzensiz kuvvetler ve kurumlar ortaya çıktığında, devlet egemenliği ilkesi sorgulanır hale gelir.

Bu nokta, Irak örneğinde ve kendilerini anayasa ve hukukun üstünde gören, geçerli yasal kurallara atıfta bulunmaksızın, tüm devlet kurumlarına belirli mekanizmaları dayatmak için bir taraftan yetki aldığını düşünen güçlerin ortaya çıktığı tüm vakalarda aşikardır. Sonra da kaos başını kaldırır ve herkesi zor durumda bırakır.

Devletin ruhu, zihni, kaderi, öncelikleri ve stratejik yönleri için bir mücadele olarak Irak davası, tüm standartlara göre buna iyi bir örnek teşkil ediyor.

Yemen ise bu durumun derinlerinde. Derece ve etkili aktörlerin adlarındaki farklarla aynı durum Suriye ve Lübnan için de geçerli. Bütün bu vakaların birleştiği nokta, kendilerini zorla dayatan, kaynağı ve hedefleri bilinen dış destekli örgütlerin ve partilerin varlığı. Bu da, devlet egemenliği ilkesini sınırlıyor.

Meşru kurumların hareketlerine kısıtlamalar getiriyor. İçeride dış güçler lehine krizler ve çatışma kalıpları dayatıyor. Böylece dahili çatışmalar, herkesin bildiği ulusal çıkarların bir kenara itildiği vekalet savaşlarından ibaret oluyor. Nihai sonucu ise, ilgili devletlerin “başarısız devletler” diye bilinen emsallerinin arasına katılması veya buna çok yaklaşması.

Irak büyük bir ülke ve halkı hem kendisi hem de çevresindeki bölge için daha iyi bir gelecek üretebilir.  Ancak, işleri normale döndürmek için uygun nedenlere ve mekanizmalara sahip değil. Bu nedenlerin en önemlilerinden biri, müttefik ABD’nin Irak topraklarındaki varlığına rağmen son 17 yılda Irak toplumunun kılcal damarlarına yerleşen İran hegemonyası, Irak'ın gerçek çıkarları ve gerekli egemenliği pahasına birçok siyasi liderin İran nüfuzuna teslim olmasıdır.

Iraklı Haşdi Şabi, bu İran etkisinin en önemli cephesini temsil ediyor. Aynı zamanda, vatanın egemenliğine saygı duymak ve onun için çalışmak ile onun çıkarlarını görmezden gelmek, etkili ve nüfuzlu komşuya sadakat göstermek arasındaki çatışmanın bir örneğini de temsil ediyor.

Iraklıların kendileri dahil herkes, Haşdi Şabi’nin bütün gruplarıyla İran’ın yerel ve bölgesel olarak aktif kollarından biri olduğunu, zaman zaman ABD’ye mesaj göndermek için kullanılan, resmi İran’ın silah ve kanla mesaj veremeyeceği zamanlarda emre amade bir araç olduğunu biliyor. Kasım Süleymani’nin yaklaşık bir yıl önce Bağdat Havalimanı’nda ABD hava saldırısı ile öldürülmesinden önce dahi Haşdi Şabi grupları, mümkün olan en kısa zamanda geri çekilmeye zorlamak için Irak’taki ABD kuvvetlerini rahatsız etmeye öncelik veriyorlardı.

Kullanılan slogan ve gerekçeler vatansever hisleri okşuyordu. Amacı ülkeyi ABD nüfuzundan kurtarmak şeklinde formüle edilmişti ama gerçekte, Irak'ın statüsünün ve kaderinin birincil belirleyicisi olarak İran nüfuzunu kısıtlama olmaksızın pekiştirmeyi amaçlıyordu ve hala da öyle.

Eski Başbakan Adil Abdulmehdi’nin, Temmuz 2019'da yayınladığı karara göre; Haşdi Şabi gruplarının statüsü Irak Silahlı Kuvvetleri çerçevesinde düzenlenecek ve ordunun profesyonel kurallarına tabi olacaklardı. Düzenli kuvvetlerin komutanlığı tarafından verilen kararlara uyacaklardı. Hizbullah ve Asaibul Hak gibi özel isimler taşımadan uygulanan sisteme göre birimler halinde orduyla birleşeceklerdi. Karargahları kapatılacaktı. Şehirlerin dışına çıkıp ordunun kararlarının geçerli olduğu bölgelere yerleşeceklerdi. Bu kuralları ihlal eden herkes “yasalara karşı gelmiş sayılıp buna göre yargılanacaktı”. Herkesin bildiği gibi bu karar, yayınlanmasının üzerinden neredeyse 2 yıl geçmesine rağmen henüz uygulanmadı. Söz konusu örgütlerin silahları halen resmi kurumların kontrolünden uzak, sahiplerinin hesabına ve sınırın diğer tarafından gelen direktiflere göre faaliyet göstermeye devam ediyor.

Bütün bu anlatılanlar, Başbakan Mustafa el Kazimi ile Asaibu’l Ehli’l Hak ve Irak Hizbullahı arasında şu anda hüküm süren ve büyük bir çatışmaya karşı uyaran gerilimi büyük ölçüde açıklıyor. Yasaları uygulama konusunda kararlı herhangi bir başbakan gibi Kazimi, Yeşil Bölge'deki Amerikan diplomatik misyonunun karargahını hedef alan roket saldırısının sorumlularını tutuklamaya karar verdi. Yasa dışı Haşdi Şabi ise meseleyi, hesap verme yükümlülüğü olmaksızın istediği gibi Irak’ın güvenliğine zarar vermesini sağlayan mevcut durumdan sapma olarak gördü. Bunun için Başbakan’a uyarı mesajları göndermesi ve Bağdat’ta bir güç gösterisinde bulunması gerekiyordu. Hatta Irak Hizbullahı bir bildiri yayınlayarak Başbakan’ı antlaşmaya ihanet etmekle suçladı.

Haşdi Şabi’ye bağlı milis gruplar veya başta gelenleri, tüm Ortadoğu bölgesini çevreleyen bu koşullarda neden Irak'ı devlet kurumlarıyla bir çatışma durumuna itmek istiyor? Haşdi Şabi gruplarının sınırın ötesindeki tarafa sadakatinin doğasını incelemek, bu soruyu yanıtlamaya yardımcı olacaktır. Bu grupları bunu yapmaya iten, İran nüfuzuna daha fazla yer açmak amacıyla Amerikan kuvvetlerinin geri çekilmesini hızlandırmak için baskı yapmaya ek olarak, 3 önemli faktör daha var. İlki, birçok kişinin Başkan Trump'ın başkanlığının sona ermesinden önce patlak verme olası olduğunu dillendirdiği ABD ile İran arasında bir çatışma çıkması halinde, Iraklı Haşdi Şabi’nin büyük tehlike oluşturabilecek bölgesel bir İran kolu olarak rolünün onaylanmasıdır. Böylece Haşdi Şabi, Başbakan'ın Irak'ı İran-ABD çatışması denkleminden çıkarma, kendisine hiçbir faydası olmayacak olası bir çatışma belasından kurtarma vizyonu ve eğilimini sabote ediyor.

İkincisi, iki ülke arasındaki ticareti, vatandaşların geçişini ve iki halkın yararına ortak yatırımları kolaylaştırmak için yakın zamanda Arar Sınır Kapısını açan Suudi Arabistan başta olmak üzere Kazimi'nin Arap komşularına açılma eğilimlerini boşa çıkartmak. Yine aynı bağlamda, Irak’ı Mısır ve Ürdün ile birleştiren üçlü ekonomik ortaklık sürecini başarısızlığa uğratmak. İran ve yerli yardımcıları tabii ki bunların gerçekleşmesini istemiyorlar. Üçüncüsü, Haşdi Şabi’nin ordunun kontrolünden uzakta bir hava kuvvetleri kurmasını onaylaması için Başbakan'a baskı yapmak. Bu tam anlamıyla İran "Devrim Muhafızları" örneğini kopyalamak olsa da İran modeli ile arasında bir fark var; Devrim Muhafızları İran devrimini ihraç etme sloganına inanıyor ev ülkenin lideri Hamaney’in emri altında faaliyet gösteriyor. Gerçekleştirilmek istenen Irak modeli ise kendi ve onu uzaktan yönlendiren tarafın hesabına faaliyet gösterecek.

Başbakan Kazimi’nin Twitter hesabından yaptığı, Irak’ın “saçma bir maceraya” sürüklenmesine karşı uyaran ve hükümetinin “kesin yüzleşme” için hazır olduğunu vurgulayan paylaşımdan sonra, Asaibu’l Ehli’l Hak bir açıklama yaparak “akıl ve bilgeliğin sesine kulak vermeye” karar verdiğini deklare etti. Üzerinden birkaç saat geçmeden Hizbullah’ın, Kazimi’nin antlaşmaya ihanet ettiği açıklaması geldi. İhanet ifadesi, bir yandan karşı koyma niyeti, diğer yandan kendisine kin duyanlar için Kazimi’yi öldürebilecekleri anlamına gelen bir icazet. Her ikisi de Irak ve halkına cehennem kapılarını açacaktır.

Bu nedenle, Irak ordusunun uyanıklığı, ulusal bağlılığı ve disiplini, karanlıkta örülen ağlara karşı Irak’ı korumakta büyük rol oynamaya devam edecek.