Hazım Sağıye


Emperyalizm ve Suriye hakkındaki tartışmalara dair

Yetmişler ile geçen yüzyılın sonu arasında, içerdikleri ıstırap ve acı olmasaydı, onlara saçmalık demenin doğru olacağı vakalar çoğalmıştı.


Emperyalizm ve Suriye hakkındaki tartışmalara dair

Yetmişler ile geçen yüzyılın sonu arasında, içerdikleri ıstırap ve acı olmasaydı, onlara saçmalık demenin doğru olacağı vakalar çoğalmıştı.

Kendisine anti-emperyalist diyen bir Iraklı, emperyalizmin ajanı olduğu bahanesiyle Saddam Hüseyin'in güvenlik güçleri tarafından tutuklanıyor ve kendisine azami işkence uygulanıyordu. Ancak kurban, anti-emperyalist bir rejim olarak gördüğü Suriye rejiminin devrilmesi korkusunu gizlemiyordu.

Kendisine anti-emperyalist diyen bir Suriyeli de Hafız Esed'in güvenlik güçleri tarafından emperyalizmin ajanı olduğu bahanesiyle tutuklanarak ağır işkencelerden geçiriliyordu. Ancak kurban, anti-emperyalist bir rejim olarak Saddam rejiminin devrilmesi korkusunu gizlemiyordu.

Elbette ülkesinde Esed rejiminin baskı ve şiddetinden çok çeken, ama Suriye'de bu rejimin uzun süre ayakta kalmasını ve emperyalizme karşı mücadelesine devam etmesini temenni eden  anti-emperyalist Lübnanlılar da vardı.

Kurbanların çektiği acılar ve ıstıraplar çoğu kez karşılıksız görünüyordu ve bunun nedeni de genellikle kurban ile cellat arasındaki dilsel ve kavramsal birliktelikte yatıyor gibiydi.

Aralarındaki kopukluk, özellikle rejimlerin çöküşü veya onları alaşağı etmekle tehdit eden bir şeyin ortaya çıkması gibi büyük dönüm noktalarında meydana geliyordu. Bu durumda, kurban, emperyalizm (ve bir o kadar da Siyonizm) üzerine atılan yapış yapış yaftalamaların yanı sıra karşı olduğu rejimin ulusal bir politika ve savunulması gereken bir ülke olduğunu keşfediyordu.

Bu noktada, sözler ve içerdikleri büyülü enerjiden yakıcı bir gerçekliğin aciliyetine geçiş gerçekleşmekteydi. Iraklılar, Saddam'ın 2003'te devrilmesiyle ​​sona eren savaşları ile bu değişimi fark etmeye başladılar. Lübnanlılar bunu 2005’teki suikastlarla, Suriyeliler de 2011'deki devrimleriyle görmeye başladılar.

Bu sözlerin dile getirilmesinin sebebi, anti-emperyalizm hakkında yakın zamanda yenilenen bir tartışma.

Taraflardan biri bu karşıtlığı ABD ve Avrupalı Batı ile sınırlıyor ve buradan yola çıkarak, Beşşar Esed’in safında yer almasını emperyalizme karşı olması ve emperyalizmin de ona karşı olmasıyla gerekçelendiriyor.

Diğer taraf ise kavramı Rusları ve İranlıları da kapsayacak şekilde genişletiyor ve bu daha geniş bir perspektife göre, Esed karşıtlığının bu emperyalizme de karşıtlık olduğu sonucuna varıyor.

Bu, kavramlar arasındaki iletişim veya kopukluk anlamı üzerindeki çağrışımlarıyla tipik bir anlaşmazlık.

Emperyalizmi tanımlarken Leninist kriteri benimsersek İran’ı bırakın Rusya'yı buna dahil etmenin zor olduğunu görürüz. Leninist kriter; üretim ve sermayenin yoğunlaşması, bankacılık sermayesinin endüstriyel sermaye ile birleşmesi ve finansal sermayenin şekillenmesi sonucunda tekellerin ortaya çıkışı, mal ihracatından bağımsız bir çaba olarak sermaye ihracatı, tröstler ve karteller gibi tekelci toplayıcı kurumların oluşması, dünyanın bu büyük kapitalist güçler arasında bölgesel olarak bölüşülmesini içeriyor. Ancak bu kavramı bir yana bırakıp, emperyalizmi emperyal veya yarı-emperyal coğrafi genişlemeyle eşitleyen klasik kavrama geri dönersek, Rusya ve İran'ın Suriye'de yaptıkları tam olarak budur.

Gelgelelim bu anlayış, önceki kavramın sonuçlarından farklı birçok sonuca götürüyor; örneğin sermaye ihracı, zayıf ülke için yağmalanmak yerine ekonomik bir kalkışın koşullardan biri haline geliyor.

Bu sözleri söylerken, özellikle her türden kimlik, milliyet ve etnisitenin ışığında, emperyalizm – anti emperyalizmin Ortadoğu'daki ve dünyadaki gerçekliğimizin çelişkilerinin yalnızca bir kısmını kapsadığı akılda tutulmalı. Aynı zamanda emperyalist muadilini ya da onun uzantısını bulmanın zor olduğu otoriter güçlüğün gölgesinde de böyle olduğu unutulmamalı. Buna ek olarak, eski bilinçten kopuşun tamamlanamaması, daha geniş yaşam akışı yerine bir parti hücresi veya üniversite kampüsü gibi dar bir alandakine benzer bir tartışmaya yol açar. Ayrıca orada ve burada büyük bir sihirbazın doğruladığı bir imzaya sahip olmak meşruiyet ve doğruluğun bir şartı haline gelir. Demokratik olmayan örgütleri ve bölünmelerini bilen herkes, geleneksel kaynaklarda yer alan sözcüklerin ve cümlelerin yorumunu kapsayan farklılıkların ne kadar büyük olduğunu bilir.

Gerçek şu ki, bugün Esad rejimini ve onun arkasından İran ve Rusya'yı savunanların, iflas etmiş bir miras ayartılma nedeni olmadığı sürece, fikirlerini miras almaya veya onlardan çıkarımlar yapmaya çalışmak için ikna edecek hiçbir şeyleri yok. Bu boşa harcanacak bir çabadır. Yıllardır tekrarlanan bu tartışmanın konusu olan Suriye'ye gelince, herkes tek parti, ulusal cephe ve tanrılaştırılmış lider fikrinin nereden geldiğini biliyor.

Güvenlik organlarını, dinleme ve işkence sistemini kimin kurduğu, ordu ve güvenlik organlarını kimin silahlandırıp, askeri doktrini öne çıkardığı, Güvenlik Konseyi'nde rejimi defalarca kimin koruduğu biliniyor.

Bunun herkesin bildiği bir ismi var. Bunu kabul etmeyenler, Suriye'deki İran-Rusya işgalini umursamayanlardır. Emperyalizmle savaşma takıntısı, onları ele geçirmiştir.

Bu onların hakkı, emperyalizmle çekildikleri inzivanın tadını çıkarmalarına izin vermek de başkalarının üzerindeki haklarıdır.