Emir Tahiri- İranlı gazeteci-yazar


ABD, Çin, Rusya ve ‘Tukidides Tuzağı’

Joe Biden, başkanlığına ‘Diplomasi geri döndü’ sloganıyla başladığında, bazıları bunun tutarlı bir dış politika açısından ne anlama geldiğini sorguladı. Her altıncı sınıf öğrencisinin bildiği gibi diplomasi, politikayı uygulamak için gereken birçok araçtan biridir. Ya da akademik olarak öğretildiği gibi iltimas gösterme veya bir başka anlamı ile temsildir. Buradaki temsilden kasıt tiyatro sahnesinde oynanan roldür.


ABD, Çin, Rusya ve ‘Tukidides Tuzağı’

 

Joe Biden, başkanlığına ‘Diplomasi geri döndü’ sloganıyla başladığında, bazıları bunun tutarlı bir dış politika açısından ne anlama geldiğini sorguladı. Her altıncı sınıf öğrencisinin bildiği gibi diplomasi, politikayı uygulamak için gereken birçok araçtan biridir. Ya da akademik olarak öğretildiği gibi iltimas gösterme veya bir başka anlamı ile temsildir. Buradaki temsilden kasıt tiyatro sahnesinde oynanan roldür.

Geçtiğimiz hafta yeni yönetim tarafından uygulanan diplomasinin hem iltimas geçme hem de rol yapma anlamına geldiğini gördük. ‘ABD, -Washington tarafından başlatılan- Paris İklim Anlaşması’na geri döndü’ başlığı ile iltimas gösterme boyutuna tanık olduk.

Bununla birlikte biz biliyoruz ki bu ‘dönüşe’ bir takım koşullar ve çekinceler de eşlik ediyor. Öyle ki başlangıçta coşkulu bir şekilde alkış tutan Fransızlar bile kendilerine bir fatura karşılığında mal satılıp satılmadığını sorgulamaya başladı.

İltimas göstermeye ikinci örnek Tahran’daki mollalarla ‘nükleer anlaşma’ konusundaki sıkıcı tartışmalarda belirginleşti. Başkan Biden, eski Başkan Barack Obama'nın çizdiği yola hızlı bir dönüş yapılacağını ima etti.  Bu varsayıma dayanarak İngiltere Dışişleri Bakanı Dominic Raab, 42 yaşında olan İran sorununa kalıcı bir çözüm bularak mollaların tırnaklarının kesilmesine yol açacak bir senaryo hayali kurdu.

Bununla birlikte şimdi Raab’ın bir öngörüde bulunmuş olabileceğini biliyoruz. Biden ekibi, dosyadan sorumlu diplomat olan Robert Malley'in utanç verici olarak nitelendirdiği anlaşma konusunda hala ne yapacağını bilmiyor.

Daha geniş perspektiften bakıldığında, bu iki örnek biraz zarara neden olabilir.

Paris İklim Anlaşması bir stratejiden çok bir beklentidir. İran'ın nükleer silah sorunu, her zaman için İran rejiminin bölgesel barış ve istikrar için oluşturduğu gerçek tehlike sorunundan kaçınmanın bir yolu olmuştur.

Temsil boyutuna gelince, tabiri caizse Biden’ın yönetim doktrini, Çin ve Rusya ile ilişkilerle ilgili olduğu için zarara neden olabilir. Çin örneğinde, yeni yönetim muhtemelen ilişkilerdeki soğukluğun altını çizmek için Alaska'da bakanlar düzeyinde bir konferans gerçekleştirmeyi tercih etti.

ABD Dışişleri Bakanı Anthony Blinken, diplomasinin temel derslerinden biri olan ‘muhatabını tanıma’ dersini görmezden gelerek bunu çok sayıda mesele hakkında okuma yapmak için bir fırsat yakaladı. Çinliler ise ABD medyasında her gün gördüklerinin dışında bir şey sunmadıktan başka bu üst düzey toplantının amacının ne olduğunu konusunda sorular sormaya devam ediyor.

Çinliler bu adıma ABD ve başkalarına ders verme alışkanlığını daha fazla küçümseyerek yanıt verdi. Biden yönetiminin, özellikle Çin'in hızla değişen dünyadaki rolünü yeniden tanımlamakla meşgul olduğu bir dönemde, Çin Halk Cumhuriyeti'ne gerçekten nasıl baktığı ise bir muammadır.

Çin meydan okuyan bir rakip mi, hasım mı yoksa düşman mı? ABD Çin ile soğuk, ılık, yoksa sıcak bir savaşa mı gidiyor? Bazı Biden yanlısı eleştirmenlerin ifade ettiği gibi Çin'in Tayvan'ı işgal etmesi ve ABD'yi bölgesel bir savaşa zorlaması ihtimali ne kadar tehlikeli?

Öte yandan Pekin'le geçici bir çözüm arayan hatta onu -Paris iklim anlaşmasından bahsetmiyorum bile- Kuzey Kore, İran veya Burma gibi ülkelerle ilgili sorunların ele alınmasında potansiyel bir ortak olarak gören Henry Kissinger ve Washington'daki diğer Çin lobicileri de dahil olmak üzere diğer eleştirmenlere ne demeli?

Alaska’daki Anchorage'dan eve dönen Çin heyeti rahat bir nefes almış olabilir. Yaptırım tehdidi büyük ölçüde hafiflerken, ‘Blinken’ın sözlü Kasırgası’ kafa karışıklığına oluşturdu. Gerçek şu ki, Başkan Biden'ın Çin'e karşı politikası yok. Ayaklanmalara yaptığı imalar siyasi bir tavır almak anlamına gelmez.

Yönetimin Rusya'ya karşı hamlesi daha da sorunlu oldu. Başkan Biden, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'i bir ‘katil’ olarak tanımladığı bir zamanda, Washington’un bağımsız diplomatı Zalmay Halilzad, ‘Rus ortağımızın yardımıyla’ şeklinde nitelediği Afgan Barış Konferansını gerçekleştirmek üzere Moskova'daydı. ABD başkanının ekibinin üyeleri, Rusya'nın Donald Trump'ın zaferini garantiye almak için geçen yıl başkanlık seçimlerine müdahale ettiğini iddia ediyor. ‘Rusya demokrasimizi baltalamaya çalışıyor’ ifadesi Biden'ın sık sık tekrar ettiği bir cümle oldu. Yine de aynı Rusya, Libya'yı istikrara kavuşturmak, Suriye için bir gelecek bulmak ve mollaların dizginlerini tutmak için ortak olarak davet ediliyor.

Biden'ın ilk ‘iyi niyet sinyallerinden’ biri, Trump'ın çekildiği silah kontrol anlaşmasını eski haline getirilmesiydi. Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Bogdanov, Washington ‘tüm şartlarını kabul ettiği’ için anlaşmanın derhal yeniden yürürlüğe konulduğunu söyledi. Rus medyasının, Moskova'nın Washington'daki yeni ekiple ilişkileri söz konusu olduğunda ‘bir kafa karışıklığından’ bahsetmesi şaşırtıcı değil. Bir devlet başkanını ‘katil’ olarak tanımlamak, en hafif tabirle diplomatik bir terim değildir. Yeri gelmişken Talleyrand (18. yüzyıl Fransız siyasetçisi, diplomatı ve lideri) diplomatların muhataplarını alenen övmelerini, ancak gerekirse onlara özel olarak hakaret etmelerini tavsiye etti.

Çin ile ilgili sorduğumuz sorular Rusya için de geçerli.

Rusya meydan okuyan bir rakip mi, hasım mı, yoksa düşman mı?

Rusya'nın kimlik açısından konumunu sakin, net ve rasyonel bir şekilde değerlendirilmeden, kişinin, muamelede bulunması gereken yetkililerle ilişkileri tanımlayan tutarlı bir strateji oluşturması neredeyse imkansızdır. Bir rakibe, hatta bir baş belasına bile, bir düşmana davrandığınız gibi muamele edemezsiniz. Düşmanlar bile kategorize edilebilir, bu da farklı politikalar gerektirir.

İdeolojik veya politik düşman, varoluşsal düşmanla aynı kategoride değildir. Tarafsız hale getirilebilecek ve hatta gerçek arkadaş değillerse ortaklara dönüştürülebilecek düşmanlar var. Sonra bir Voltaire kısa öyküsündeki böcek gibi intihara meyilli düşmanlar var; barış yapmak için yaşamaktansa saldırmayı ve ölmeyi tercih ederler. Ayrıca bugün görmezden gelebileceğiniz düşmanlar var. Çünkü büyük bir hicivci olan Bill Clinton’ın dediği gibi yarın onları her zaman öldürebilirsiniz.

Çin ve Rusya'nın ABD'nin düşmanı olup olmadığı ayrı ayrı ele alınması gereken sorular. Ancak bu soruyu cevaplamadan, bunlarla başa çıkmak için ciddi politikalar geliştirmek mümkün olmayacaktır.

Dahası, Çin ve Rusya ile aynı anda savaşmak siyaset değildir. Çünkü bunlar birbirlerinden derinden şüphelenen ve birbirini tamamlayıcı olmayan, ekonomik ve jeopolitik çıkarlara sahip iki rakip güçtür. Başkan Richard Nixon'un Çin'e açılması, Sovyetler Birliği'ni gevşemeye ve Helsinki Anlaşmaları’nı imzalamaya iten kilit bir unsurdu.

Eski ABD Dışişleri Bakanı George Pratt Shultz, ABD'nin aynı anda iki büyük savaşa girmeyi planlaması gerekmesine rağmen, hiçbir zaman aynı anda iki güçlü rakiple mücadeleye girmemeyi tavsiye etti. Dış politika ve acil askeri durumların zorunluluklarının birbirini tamamlayıcı nitelikte olmasına rağmen karıştırılmaması gerektiğinin farkındaydı.

Şu anda görünen o ki Biden, bizi bir Tukidides tuzağına ve dar çıkarları doğrultusunda dünya düzenine götürmeye kararlı iki fırsatçı güçle ilgilenmektense, Trump karşıtı olduğunu kanıtlamakla daha çok ilgileniyor gibi görünüyor.