SAĞLIK İÇİN ÇEVRECİ OLMAMIZ ŞART

ŞİMDİDE ARININ YUVASINI PLASTİĞE ÇEVİRDİLER.

SAĞLIK İÇİN ÇEVRECİ OLMAMIZ ŞART

ŞİMDİDE ARININ YUVASINI PLASTİĞE ÇEVİRDİLER.

Ülkemizde gerek Sağlık Bakanlığı gerekse ilgili diğer kurumların üzerinde büyük bir hassasiyetle durdukları ve son zamanlarda oldukça yoğun bir kamuoyunun oluştuğu çevre sağlığındaki sorunlar.

Çevresel etkenler giderek halk sağlığında daha büyük önem kazanmaktadır. Bu ağırlık bir yandan yeni çevresel etkenlerin etkili olmaya başlamasına bir yandan da diğer halk sağlığı sorunlarının kontrol edilmeye başlamasına bağlıdır.

Kişinin kendi sağlığının korunması ve geliştirilmesine yönelik uygulamalardan, doğrudan sorumlu olmasının yanı sıra çevre ile ilgili olumsuz davranışların başkalarının sağlığını da tehlikeye düşürebilmesi, konunun önemli bir yasal düzenleme ve yaptırım sorunu olarak da karşımıza çıkmasına yol açmaktadır. Özellikle Dünyada ve Ülkemiz de de COVİT- 19 adlı bir salgınla uğraşıldığı bu zamanda etrafımızda sadece para kazanmak amacıyla araştırılması yapılmadan sunulan ürünlere de dikkat etmek gerek.

Çevrede sağlığı doğrudan ya da dolaylı etkileyen önemli etkenler bulunmaktadır. Çevre bir yaşamı sürdürme ve sağlama sistemidir. Su, yiyecek ve barınak bu sistemin en önemli öğelerini oluşturur. Sağlık açısından baktığımızda çevre üç ana grupta incelenir : Fizik, biyoloji ve sosyokültürel çevre.

Hastalık nedenleri ise bünyesel ve çevresel nedenler olmak üzere iki grupta incelenebilir bu yazım da ben çevresel etkileri kaleme almak istedim Çevresel nedenlerin birincisi fiziksel nedenlerdir.

Sıcaklık, soğuk, ışın, travma, içme ve kullanma suyu, atıklar, konuk sağlığı, iklim koşulları, hava ve su kirliliği, giyeceklerimiz, kamuya açık yerler, sağlığa az ya da çok zarar verebilme olasılığı olan kuruluşlar, mezarlıklar başlıca fiziksel çevre öğeleridir. Çevresel nedenlerin ikincisi kimyasal nedenlerdir. Bunlar, zehirler, kanser oluşuna neden olan bazı etkenler örnek olarak verilebilir. Temel madde eksiklikleri üçüncü neden olarak ele alınabilir. Bazı maddeler vardır ki insanın sağlıklı olabilmesi ve yaşamsal olayların yürütülebilmesi için dışarıdan alınmaları gerekir. İnsan ya da canlı bunu vücudundaki temel yapı taşlarından sentez edemez. Buna temel maddeler denmektedir. (Vitaminler, esansiyel aminoasitler veya yağ asitleri, mineraller gibi.) Çevredeki biyolojik etkenler ise mikroorganizmalar, asalaklar, mantarlar ve diğer etkenlerden oluşmaktadır. Bunlar canlı vücudunda hastalık yapabilirler. Çağdaş yaşamda sık rastlanan stres vb. durumların dahil olduğu psikolojik etmenlerle, sosyokültürel ve ekonomik etmenleri de çevresel etkenler arasında sayabiliriz.

Temel madde eksiklikleri üçüncü neden olarak ele alınabilir. Bazı maddeler vardır ki insanın sağlıklı olabilmesi ve yaşamsal olayların yürütülebilmesi için dışarıdan alınmaları gerekir. İşte bu temel gıdalardan belki de en önemlisi BAL’dır.

BAL

Tüm dünya üzerinde çok eski dönemlerden beri yürütülen tarımsal faaliyetlerden birisi olan ve bu gün artık başlı başına tarımsal bir uğraş ve üretim dalı haline gelen arıcılık faaliyeti; kısaca belirli amaçlar doğrultusunda “bal arılarını kullanabilme ve yönetebilme sanatı” olarak tanımlanabilir. Arıcılık faaliyetinin İnsan ve doğa için önemini Albert Einstein “Eğer arılar yeryüzünden kaybolursa insanın sadece 4 yıl ömrü kalır. Arı olmazsa, döllenme, bitki, hayvan ve insan olmaz” sözüyle açıklamıştır

Sağlıklı yaşam kavramı ile birlikte vücudun ihtiyacı olan enerji ve besin öğelerinin doğal kaynaklardan sağlanması eğilimi arıcılık faaliyetinin de gelişmesinde ve değer kazanmasında önemli bir etmen olmuştur. Bal ve diğer arı ürünlerinin sağlıklı ve hastalıklara karşı dirençli bireyler yetişmesinde faydaları büyüktür. İçerdikleri vitamin, mineral ve enzimlerden dolayı antbakteriyel, antimikrobiyel,antiviral ve antiparaziter işlevleri bulunmaktadır.

Bal arıları; bal, balmumu, arı sütü, arı zehiri, polen ve propolis gibi insan sağlığı ve beslenmesi yönünden son derece değerli ürünleri üretmesi ve toplaması yanında doğal ve tarımı yapılan bitkilerde sağladığı tozlaşma hizmetleri ile de doğal denge ve tarımsal üretimde hayati öneme sahiptirler. Bu sebeple, bal arıları hem yukarıda sıralanan değerli ürünleri hem de bitkisel üretimde ürün miktarının ve kalitesinin artırılması amacıyla tüm dünya üzerinde kullanılmakta ve bal arılarından önemli yararlar elde edilmektedir.

Tüm bu faydaların yanında, arıcılık kısa sürede gelir getirmesi, küçük bir sermaye ile yapılabilmesi ve arazi varlığına bağlı olmaması gibi özellikleriyle tarımsal faaliyetler içinde ayrıcalıklı bir yere sahiptir.

Türkiye ekonomisi bakımından yaklaşık 81.000 tarım işletmesinin geçim kaynağını oluşturan arıcılık faaliyetlerinin doğrudan 160 milyon TL, dolaylı getirisi ise 1,6-2,4 milyar TL civarındadır. Türkiye’nin dünya bal üretiminde önemli bir yerinin olduğunu, ancak dış satım değeri olarak dünyada kendinden yeterince söz ettiremediğini göstermektedir. Bununla birlikte göstergeler, arıcılık faaliyetinin Türkiye tarımında önemli bir konuma sahip olduğunu göstermektedir.

 

 Dünya Kovan Varlığı

Arı ekipmanları arasında en önemli malzeme olan arı kovanı; modern arıcılıkta arıların barınak ihtiyacının karşılanması amacıyla tahta, strafor vb. malzemeler kullanılarak üretilen yapılardır. Doğal ortamlarında taş ve ağaç kovuklarında çoğalan ve barınan arı kolonileri, arıcılığın tarımsal bir uğraş haline gelmesiyle günümüzde artık bu yapılar yerine daha çok belirli standartları yakalamış modern arı kovanlarında yetiştirilmektedir.

Günümüzde yaygın olarak yürütülen tarımsal faaliyetlerden birisi olan arıcılık gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkeler açısından önem arz etmektedir. Arıcılık sektöründe 2010-2016 yılları arasında kovan sayılarında düzenli bir artış olduğu görülmektedir. Dünyadaki kovan sayısı bir önceki yıla göre %1,74 oranında artarak 2016 yılında 90,6 milyon adet olmuştu.

2016 yılı verilerine göre 12,5 milyon kovana ile Hindistan dünya toplam kovan miktarında %13,8’lik paya sahip olup birinci sırada yer almaktadır. 9,1 milyon kovan ile %10,1 paya sahip olan Çin ikinci sırada ve 7,9 milyon kovan ile %8,7 paya sahip olan Türkiye ise üçüncü sırada yer almaktadır. Toplam kovan sayılarında 2016 yılında bir önceki yıla oranla Hindistan’da %4,4, Çin’de %0,2 ve Türkiye’de ise %2,0 oranında artış yaşanmıştır.

Dünya Bal Üretimi

Bal gerek insan sağlığı gerekse beslenme açısından oldukça önemli bir gıda maddesi ve arı ürünüdür. Bu çerçevede üretimi tüm dünya genelinde yapılmaktadır. 2016 yılında dünyada toplam 1,8 milyon ton bal üretimi gerçekleştirilmiştir. Bal üretim miktarı 2016 yılında bir önceki yıla oranla %2,2 oranında azalış göstermiştir. Bu düşüşte dünya kovan sayılarının yükselmesine karşın kovan başına üretilen bal miktarında yaşanan düşüş etkili olmuştur.

Bal üretimindeki azalmanın sebebi, sadece tabiatta olan bitki çeşitliliğinin azalması değil, eskiden göz alabildiğince uzanan sulak ve yeşillikler içerisindeki ovalarda, 1,5 milyon kovan varken şimdi ölçüsü azalmış mera, susuzluktan kurumuş ülkemiz toprakları üzerinde, 5 milyon kovan -artarak- bulunmaktadır. Yani bal paylaşımı artmış, paylaşılan arazide azalmıştır. . ” Bal çeşitlerinde kalite; Doğa ve İnsan sağlığına genel bakış ”  ve  ” İklim değişiyor, arılar kayboluyor. ” 

Dış ülkelerde’de haliyle kovan artışı olmaktadır. Tabi ki oralarda da bitki örtüsü değişmektedir. Ama, oralarda bize göre hem daha istekli bir devlet, hem bilinçli arıcı işbirliği ile kayıplar azaltılmaktadır. Bazı ülkelerde ‘kovan başı’ üretim, ilaveleri ile birlikte kimi yer ve zamana  göre, 50- 60 kg’ma kadar çıktığı vurgulanmaktadır.

Diğer bir etkende,  bilinçli arıcının olduğu yerde, bilinçli çiftci olmanında çok büyük avantajları var. Arıcılığı anladık ama çiftçiliğin ne alakası var, derseniz! Çiftçi arkadaşın, özellikle meyve bahçesi olan insanımızın, bu böcek sayesinde olan kazancının en az % 30  arttığı, kesinkes bilinmektedir. Bu bilince sahip ülkelerin çiftçi insanları; Arıcıları meyve ve sebze bahçesine özellikle çağırmakta, arıların getirdiği polen ve bal arıcının olmakla birlikte, ayrıca arıcıya, para ödemektedirler. 17. YY Avrupalı göçmenler tarafından Kuzey Amerika’ya getirilen bal arısının 2014 yılı itibari ile bu ülkeye olan ekonomik katkısının ≈ 14 milyar $ olduğu açıklanıyor.

DÜNYADA İKİNCİ SIRADOLDUĞUMUZ BAL ÜRETİMİNİ BALTALIYORMUYUZ?

PLASTİK KOVANDA ÜRETİLEN BAL SAĞLIKLI MI?

Bir tesadüfle 1986 yılında Türkiye'de ilk şemsiye bidonunu üreten ve bugün hala en büyük üreticisi konumunda bulunan Yıldırım Plastik'in sahibi Muzaffer Yıldırım, arılar için özel termo kovan geliştirdi. Firma sahibi Kovanı üretebilmek için her gittiği yerde arıcılarla temasa geçip dünyadaki arıcılık trendlerini araştırdığını yaptığı bir röportaj da anlatıyor.

Yıldırım, aynı açıklamasında üniversitelerin ilgili bölümleri ve dalının uzmanı öğretim görevlileri ile de dirsek teması ile ürettiği kovanları artık üreticilerin beğenisine sunmuş durumda olduğunu belirtiyor.

Türkiye'nin arı koloni sayısında Çin'den sonra ikinci ama kovan başına üretimde altıncı sırada olduğu bilgisini veren Yıldırım, Türkiye'de bir kovanda 15-16 kg'lık bal alındığına dikkat çekerek, "Bizim geliştirdiğimiz kovanla 2 katı yani 30 kg'lık bal üretimi yapmak mümkün" olduğunu da sözlerine ekliyor.

İnsanın en temel ihtiyaçlarından olan beslenme ve sağlıklı yaşam, gıda güvenliği esasıyla mümkündür. Dünyadaki birçok yeni hastalığın türeyişi gıda güvenliğinin önemini göstermiştir. Gıda kaynaklı hastalıklar, hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde insan sağlığı üzerinde olumsuz sonuçlar doğurmaktadır. Bu hastalıklar özellikle çocuklarda, yaşlılarda ve hamilelerde ciddi tehlikeler oluşturmaktadır. Bu tür hastalıkların oluşturduğu tehlikeler insanların sağlığını ve hayatını kaybetmesine sebep olmaktadır. Gıda güvenliğinin en dar anlamda hedefi; üretilen ürünlerin tüketicilere, biyolojik fiziksel ve kimyasal açından da yaşadığımız çevreye zarar vermemesidir.

Gıda güvenliği tehlikelerinin girişi gıda zincirinin herhangi bir basamağında ortaya çıkabilir, bu nedenle de gıda zinciri boyunca etkin bir kontrolün gerçekleştirilmesi önemlidir. Dolayısıyla gıda güvenliği, gıda zincirinde yer alan tüm birimlerin katkısıyla sağlanan bir olgudur.

GÜNÜMÜZ DE PLASTİKLE VERİLEN ÇEVRE VE SAĞLIK SAVAŞLARI

Plastiklerin ekolojik ve insan sağlığına etkileri nelerdir?

Bisphenol A, kısaltılmış şekliyle BPA, plastik ve epoksi resin yapımında yaygın olarak kullanılan endüstriyel bir kimyasaldır.  Gıda ile temas eden plastik biberon, şişe, saklama kaplarında; teneke kutulardaki ve konserve besinlerin birleşimlerinde yalıtıcı ve yapıştırıcı alanlarda veya kavanoz ve şişelerin metal kapaklarında kullanılabilir. Gıdalarımızla direkt temas halindeki bu kullanımlar tüketiciyi diyeti yoluyla maruziyet altında bırakır.İnsanların BPA maruziyetinin yaygın ve doğrudan olması birtakım kaygılara yol açmıştır. Amerika’da CDC tarafından yürütülen2003-2004 NHANES III çalışmasında 6 yaş üstündeki insanlardan alınan 2517 idrar örneğinin incelenmesi ile örneklerin %93’ünde saptanabilir düzeyde BPA bulunmuştur.

BPA’nın hormonal aktivitesi ve toksisitesiyle ilgili laboratuar hayvanlarında yapılan çok sayıda çalışma yayınlanmış olmasına rağmen bu çalışmaların sonuçları arasında bazı yönlerden (örneğin gözlenen etkilerin farklı olması veya ortaya çıkan etkilerin şiddeti gibi) uyumsuzluklar bulunması nedeniyle yakın geçmişte bilimsel çevrelerde BPA’nın güvenliği ile ilgili tartışmalar ortaya çıkmış ve kamuoyu da bu tartışmaları medya aracılığıyla yakından izlemiştir. Tartışma uzun yıllardır devam etmekte olsa da son dönemde göz ardı edilemeyecek önemli kanıtların artması üzerine Başta İngiltere, Kanada, Amerika, Avrupa Birliği ülkeleri, Norveç olmak üzere pek çok ülkede kullanımını sınırlayan ve denetimini arttıran uygulamalara geçilmiştir.

BPA’nın hormonal ve toksik etkileri özellikle davranış gelişimi, sinir sistemi, hormonlar ve üreme sistemleri üzerinde olumsuz etkilere yol açar. İnsülin direncine, kalp hastalıklarına ve inflamasyona yol açtıkları gösterilmiştir.BPA’nın fizyolojik etkilerinin çoğu östrojen reseptörleriyle etkileşebilmesinden kaynaklandığı düşünülmektedir. Bu etkileşim farklı maruziyet düzeylerinde ve farklı organlarda farklı şekillerde olduğundan ötürü oldukça karmaşık sonuçlara yol açarlar. Düşük dozlarda akut zehirlenmeler izlenmez ancak sürekli, tekrarlayan maruziyetler sonucu kronik zehirlenmeler görülebilir.

Polipropilen (PP), Polietilen (PE) gibi kimyasal maddeler gıda paketlemede yaygın olarak kullanılan polikarbonat plastik maddelerin yapıtaşlarını oluşturmaktadır. Bulunduğu 1950’lerden bu yana 8.3 milyar ton plastik üretildiği ve geçen kısa zaman içinde bu devasa üretimin %80’inin doğada biriktiği bilinmektedir. Polikarbonat plastikler çözünseler bile 5 mm’den küçük mikroplastik adı verilen parçacık ve liflere dağılırlar ve sürekli olarak çevremizi kontamine ederler. Gıdalarımızda ve soluduğumuz havada varlıkları gösterilmiştir, bu nedenle doğrudan toplum sağlığını ilgilendirirler. Kaldı ki, plastikler kolay çözünebilen maddeler değildirler. Bir kez vücudumuza girdikten sonra parçalanamaz ve yaşamımız boyunca vücudumuzda kalırlar. Çevresel mikroplastik kontaminasyonu ile ilgili çalışmalarda çok çeşitli bozunma ürünlerinin ve yapıtaşlarının çeşitli karsinojenik, mutajenik etkileri olduğu gösterilmiştir. Daha basitçe söylenecek olursa plastik madde yapımında kullanılan çeşitli kimyasalların kansere yol açtığı bilinmektedir. Bu nedenle maruziyetin sonuçlarının belirlenmesi ve kontrol altına alınması bir toplum sağlığı sorunudur.

 

 

BALIN TANIMI BELLİ

Balın tanımında da anlaşılacağı gibi saf ve doğal olmalı, hiç bir katkı maddesi veya kalıntı içermemelidir. Balın Sağlık için tanımı bu. Plastik ve insan sağlığı asla bir arada olmaz. Tamam, ekmek parası, insanlar yatırım yapıyor, ticaret yapıyor buna bir sözümüz yok, reklam yapıyorlar, ufak tefek yalanlarla insanları aldatıyor ve para kazanıyorlar, lakin bunun da bir sınırı var.

Avrupa’da ya da gelişmiş Dünya ülkelerinde plastik kullanımı doğa ya ve insan sağlığına zarar vermesi dolayısıyla sık sık gündeme geliyor. Ülkemiz de basınımızın tek birleştiği nadir konulardan biri bu plastik zararlı bir şey.

Bu Konuda Ersan Çıplak adlı bir arı üreticisinin sosyal medyada dile getirdiği açıklaması ise şöyle, “Arıcılık faaliyetiyle plastiğin ilişkisi, 5 ya da on yıl öncesine kadar pek yoktu, hadi 15 yıl diyelim. Son yıllarda plastik sektörü arıcılık malzemeleri üstünde çalışmaya başladı ve birçok ürünü bu sektöre yerleştirdi. Ucuzluk buradan başladı, elbette ki plastik ürünler ucuz, kalıbını yaptıran yaptı şurupluğu, yaptı kovan tabanı, yaptı kovan kapağı yaptı.

Maddi olanağı güçlü bu firmalar yıllardır olur olmaz reklamlar ve hatta tarım kanallarında adı’ arıcılık programı’ ama aslına gizli plastik ürün reklamları ile biz arıcılara yönlendirmeler yaptılar. Çok güzel piar yapıyorlar, ekonomik olarak güçlüler, kazanmak, para üstüne para koymak için bütçelerini bu gizli reklamlara harcıyorlar, sağlık şöyle dursun, o çok önemli değil, biz para kazanmak düşüncesi ile biz arıcıları aldatıyorlar.

Yedik mi bunları? Evet yedik abi, hangimizin arı kovanında plastik şurupluk yok, hangimizin arılığında plastik su kabı yok ya da vesaire vesaire vesaire.  Yok sevgili arıcı dostum, arının doğasında plastiğe yer yok, aldanmayın, gözünüzü açın.

Az önce sosyal medyada şöyle bir şey okudum ‘ KOSGEB plastik kovan tabanı istedi’ e yuh artık, bunu KOSGEB istemez yanlışınız vardır diye yorum da yaptım ama, burası Türkiye, KOSGEB ister mi? ister, isterse niye ister, işte o dedikleri liyakat, işte o dedikleri görevi ehline verin olayı. 

Sanmıyorum öyle bir şey isteyeceklerini ama, yine de diyorum ya olur mu olur. Dünya organik ürünlere önem veriyor, organik ürünleri tercih ediyor biz ise plastik ile gıda maddesini üretmeye çalışıyoruz. Sonra da diyoruz ki ‘ Almanya bizden bal almıyor. Niye alsın ki, sen plastik polen tuzaklı kovan kullanıyorsun, sen plastik şurupluk kullanıyorsun, sen plastik uçuş tahtası kullanıyorsun. Sevgili arıcı dostlar, doğa ile iç içe yaşıyorsunuz, doğada var mı plastik üreten bir ağaç, bir hayvan, PLASTİĞİN tek üreticisi insandır insan.

Sanırım 2018 yılında yasalaştı, ‘plastik poşetler AVM’ler de para ile satılacak, peki niye? çünkü Avrupa artık kağıt torba kullanıyor, poşet kullanmıyor ya da kullanmamaya özen gösteriyor neden? Çünkü insan sağlığına aykırı, doğaya aykırı. Türkiye’ de de bu konuya devlet bir çözüm bulacak ve bu plastik kullanımına asgari bir çözüm önerisi topluma sunacak.

Şimdi gelin siz beni kandırın, petrol ürününden yaptığınız plastik polen tuzaklı kovan tabanı nasıl olur, iyi mi olur kötümü olur.  Gelin siz bana anlatın bakim, sokaklardan toplanan pis plastikleri kırma makinelerinde nasıl kırıyorsunuz, kilosunu 10 kuruşa aldığınız bu sağlıksız maddelerden ürettiğiniz ürünleri 35 liraya, 50 liraya nasıl satıyorsunuz, nasıl övüyorsunuz, ne kadar dayanıklı,  gelin ben buradayım anlatın.”