Sadr Hareketi’ne bağlı Seraya es-Selam’dan Bağdat’ta gövde gösterisi

Irak’ta Mukteda es-Sadr’ın liderliğindeki Seraya es-Selam isimli silahlı grubun unsurları, dini türbelerin tehdit altında olduğuna dair aldıkları istihbarat bilgileri üzerine başkent Bağdat’ın çeşitli bölgelerinde konuşlandı.

Sadr Hareketi’ne bağlı Seraya es-Selam’dan Bağdat’ta gövde gösterisi

Irak’ta Mukteda es-Sadr’ın liderliğindeki Seraya es-Selam isimli silahlı grubun unsurları, dini türbelerin tehdit altında olduğuna dair aldıkları istihbarat bilgileri üzerine başkent Bağdat’ın çeşitli bölgelerinde konuşlandı. Ancak bununla birlikte herhangi bir güvenlik kurumu veya ülke istihbaratı Irak’ta en tehlikeli iç savaşa sebep olabilecek bu türden riskli bilgiler hakkında yorum yapmadı.

 

Seraya es-Selam’ın aldığını söylediği istihbarat bilgileri arasında, Kerbela, Necef ve Bağdat’taki Kazimiye türbesi gibi Şii türbeler ile Bağdat’ın Azamiye bölgesindeki İmam Ebu Hanife en-Numan türbesi ve Babu’ş Şeyh bölgesindeki Abdulkadir Geylani türbesi gibi Sünni türbelerde patlamaların gerçekleşmesi bulunuyor.

 

Seraya es-Selam unsurları daha çok Bağdat’ın er-Resafe ve özellikle de doğu bölgelerinde konuşlandı. Nitekim bölge halkı söz konusu istihbarat bilgilerinin tehlikesinden ve bu türden bir girişimin Irak’taki sivil barış için oluşturacağı riskli sonuçlardan dolayı endişe ve paniğe kapıldı. Seraya es-Selam unsurlarının yüksek mercilerinden aldığı talimat doğrultusunda Bağdat sokaklarından çekilmeden önceki saatlerde başkentin sokaklarında ortaya çıkan manzara Bağdat sakinlerinin akıllarına, Şii 12 imamdan 2'sinin mezarının bulunduğu Askeriye Türbesi'ne 2006’da El Kaide tarafından düzenlenen bombalı saldırı geldi. Nitekim Askeriye Türbesi’nde yaşanan patlama, ülkede kimliklere göre cinayetlerin işlendiği ve yaklaşık 3 yıl süren bir iç savaşa sebep oldu. Bu yıllarda Şii ve Sünnilerin bir arada yaşadığı mahallelerdeki vatandaşların bedelini ödediği mezhep çekişmesine işaret eden bir terminoloji gelişti. Bu terminolojinin içerisinde en öne çıkan kelime ise Batta (Ördek) oldu. Batta, o yıllarda mezhep kimliğine dayalı cinayetlerin sembolü haline gelen sedan model bir otomobilin ismi. Zira mezhep çekişmesiyle ilgili tasfiyelerin geneli Batta ile gerçekleştirildiği için halk arasında bu otomobil, cinayet ve adam kaçırma olaylarına işaret etmek için kullanılır hale geldi. Batta başlarda Sünniler ile birlikte anılırken, sonraki süreçte o dönem en etkili Şii gruplarla ve özellikle de Sadr Hareketi lideri Mukteda es-Sadr’ın kurduğu Ceyşu’l Mehdi (Mehdi’nin ordusu) ile birlikte anılmaya başlandı. Nitekim Sadr daha sonraları, o dönem işlediği hatalar ve grup içerisinde yaşanan kopuşlar sebebiyle Ceyşu’l Mehdi’yi lağvetti.

 

 

Batta polemiği nasıl alevlendi?

 

Batta polemiği, Sünni Milletvekili Mişan el-Cuburi’nin, başbakanın “Batta şoförü” olmasını istemiyoruz açıklamasından sonra alevlendi. Zira Cuburi’nin bu ifadesi, Sadr Hareketi’nin, Ekim ayında yapılması kararlaştırılan seçimlerde 100 sandalye alarak başbakanlık makamını alacaklarını ilan etmelerinin ardından geldi. Sadr Hareketi mensupları, Cuburi’nin açıklaması sonrasında, kimliğe dayalı ölümlerin sembolü olan Batta’nın kendilerini temsil etmediğini ve Hareketten ayrılan isimlerin Batta olaylarına karıştığını belirtti. Ancak bununla birlikte Batta olayını üstlenen gruplar o dönem yayınladıkları mesajlarda Amerikalılar ile mücadele ettiklerini ifade ediyorlardı.

 

Irak’ın eski Başbakanı Nuri el-Maliki yaptığı açıklamayla Batta polemiğine dahil oldu. Maliki, başbakanlık makamına geri dönmesi halinde -ki çıktığı her mecrada bunu istediğini dile getiriyor- Batta’nın insanları korkutmasına izin vermeyeceğini ifade etti. Hatırlanacağı üzere Maliki’nin başbakanlık koltuğunda oturduğu 2007’de Savletu’l Fursan isimli operasyonla en başta Sadr mensuplarını hedef almıştı. Bu operasyon, Maliki’nin en çok övündüğü konuların başında geliyor. Zira Maliki, bu operasyonla hukukun üstünlüğünü tesis ederek o dönem iç savaşa son verdiğini söylüyor.

 

Batta polemiği, Maliki ile Sadr taraftarları arasında hummalı bir tartışma konusuna dönüşürken, polemiği başlatan Mişan el-Cuburi’nin adı bile geçmiyor artık.

 

Sadr destekçileri, dün Bağdat’taki gövde gösterisine gerekçe olarak, ülkedeki hiçbir güvenlik kurumunun veya istihbaratın teyit etmediği bilgileri öne sürerek, bu adımın rakiplerine karşı bir üstünlük sağlama çabası olmadığını belirtiyorlar. Tüm göstergeler ve sosyal medya üzerinde yapılan tartışmalar, dün Bağdat’taki gövde gösterisinin Şii siyasi gruplar arasında gelecek seçimlerde kimin galibiyetle ayrılacağına dair yeni bir savaş başladığını açık bir biçimde gösteriyor. Nitekim Maliki’nin liderliğindeki Kanun Devleti Koalisyonu, Hadi el-Amiri’nin liderliğindeki Fetih Koalisyonu ve diğer Şii siyasi parti ve gruplardan başkentteki gövde gösterisine ilişkin henüz bir açıklama yapılmadı. Sadr Hareketi mensupları önümüzdeki seçimlerde Meclis’te 100 sandalye alma hedefini ilan etti. Ancak bu sayı Sadr’ın rakipleri tarafından abartılı görülüyor. Fetih Koalisyonu Milletvekili Naim el-Ubudi de seçimlerde 60 sandalye almayı hedeflediklerini kaydetti. Kanun Devleti Koalisyonu ise seçim hedefleriyle ilgili şu ana kadar herhangi bir açıklama yapmadı.

 

Seraya es-Selam grubu, Bağdat’taki gövde gösterisiyle ilgili aldığı yoğun tepkiler üzerine yaptığı açıklamada, başkentteki konuşlanmanın güvenlik birimleriyle koordinasyon içerisinde gerçekleştiğini dile getirdi. Güvenlik birimleri bir kez daha sessiz kalarak, şimdiye kadar Sadr Hareketi’nin ‘koordinasyon’ iddiasını ne teyit etti ne de yalanladı.

 

Fakat Başbakan Mustafa el-Kazimi, gövde gösterisinin ardından Twitter hesabından anlamlı görülen bir mesaj paylaştı. Kazimi, “Seçimler, sosyal ve siyasi dayanışmaya ihtiyaç duyan ulusal bir kazanımdır. Yapıcılık, dini ve ulusal semboller hakkında haddi aşmak, kurumları hedef almak ve yol kesmekle değil bilakis devleti desteklemekle olur” ifadesini kullandı. Kazimi,  haddi aşanlara karşı tavizsiz olacaklarını belirtirken, bu amacı gerçekleştirmek için nasıl bir plana sahip olduğunu açıklamadı.