"EKMEĞİNE SİYASET KARAR VERİYOR"

“Sanatçı, toplumda uzun çalışma ve uğraşlardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.”

"EKMEĞİNE SİYASET KARAR VERİYOR"

 “Sanatçı, toplumda uzun çalışma ve uğraşlardan sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır.”

Ömer Nihat ALTINTAŞ- Enhelsizhaberler.com

Geleceğe yön veren, genç kuşaklara örnek olan bir işi yapıyoruz sözleriyle müzisyenlerin geldiği yeri anlatan Kerim Özgürel, “1990’lı yıllardan sonra hızla yayılan renkli televizyonlar ve artan Telewole kültürü, çoğalan televizyonların magazin haberleri sanatçıları icra ettikleri sanatlarıyla değil, yaz kaçamakları, gece âlemleri, giydikleri açık giysi kıyafetler ve aşklarıyla haber olmaya başlamışlardı. Böyle bir süreç içerisinde biz müzisyenler için önemli olan Gazinolar bir biri ardına kapanmaya yüz tuttu. Aslında biz müzisyenlerin dibe vuruşunun son halkası bu salgın oldu. Artık ülkemizde ekmeğimize de siyaset karar veriyor” dedi.

Türkiye’de aslında yüzlerce sanatçı, gerçekten sanatını kültürle yoğuran, ülkemizin kültürünü tanıtmak, Anadolu kültürünü yaygınlaştırmak adına sanat yapanlar görmezden gelinirken, giydikleri dekolte kıyafetlerle, yaşadıkları aşk ilişkileriyle gündeme gelmek isteyen, konservatuar eğitimi almamış, nota bile bilmeyen onlarca sanatçı maalesef yaşadıkları spekülasyonlarla gündeme gelmesini beceriyorlar.

Sanatçı toplumun aynasıdır, sanatçı topluma örnek olan önde olan insandır.

Özellikle son yıllar da baskı ve şiddetin arttığı, buna karşılık halk hareketinin de adım adım büyüdüğü bir süreci hep beraber yaşıyoruz. Cumhuriyeti yıkarak toplumsal yaşamda ortaçağ karanlığını hâkim kılmaya çalışanlar, kültür ve sanat hayatına da ağır saldırıları da hız kesmeden devam ediyor sözleriyle açıklamasını sürdüren kıdemli müzisyen Kerim ÖZGÜREL, “ Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi “Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir.”

Geldikleri günden beri Mizaha cezalar yağdırıldı, “ Ucube ilan edilen anıtlar yıkıldı, Resim sergileri dağıtıldı, Atatürk Kültür Merkezi ve Emek Sineması gibi sanat yuvaları kapatıldı, Tiyatroların, Opera-Balelerin, Senfoni Orkestralarının, Koro ve Toplulukların kapanmasına yol açacak kararlar alındı. Salgından önce biz müzisyenlerin çıkacakları sahne zaten parmakla sayılacak kadardı. Salgın nedeniyle de sahne alacağımız kulüp ve restaurantlar da kapanınca evinde aç yatanlar var. Bazı arkadaşlarımız banka ve kredi kartları borçları nedeniyle intihar etti. Ben en son işimi 11 ay önce yaptım. Emekli maaşım olmasa belki bende aynı sonu yaşayanlardan birisi olacaktım. Artık sanatçıların ekmeğine bile siyaset karar verir hale geldi.”

Müzik Türklerde varken bu gün Avrupa dediğimiz medeni ülkeler de hiçbir çalgı aleti yokmuş sözleri ile konuşmasına devam eden 67 yaşındaki devlet sanatçısı Kerim Özgürel, “ Biz Türkler tarih boyunca sanatla iç içe yaşamış bir toplumuz. “

Rahmetli Babam İskenderun’da liman ambar şefi olarak başlayınca başlayınca annem onu yalnız bırakmamak için oda bana hamile olmasına rağmen trenle yanına gittiği sırada Eskişehir istasyonu yakınlarında doğum sancısı başlıyor sözleri ile konuşmasına devam eden Özgürel, “Ben on günlük Eskişehirliyim.  Çok hareketli bir çocukluğum varmış babam da bu yaramaz çocuğu nasıl meşgul ederiz diye düşünüp bana önce mandolin aldı onu çalmayı başarınca gözümü ablamın Akordeonuna diktim. Ablam Akordiyonunu kilitlerdi. Ama onlar evde yokken ben onu açıp çalmaya başladım. Sonra yakalandım. Ona eğitim veren müzik öğretmeni daha sonra bana eğitim vermeye başladı. O yaşlarda ben babamın radyoda dinlediği müziği iki defa dinleyeyim üçüncüde çalardım. İşte o ilkokul yılların da benim müzik hayatım başladı. Fakat ben müzisyen olmak istemiyordum. O yıllarda hava pilotluğuna merak sarmıştım. Özgürlüğü seviyordum onun için ortaokuldan sonra hava harp okulunu kazanmak için çalışmalara başladım. Ben çocukluğumdan beri kafama koyduğum şeyi yapardım kimsede mani olamazdı. Çok yaramaz bir çocukluk yıllarım olmuş. İskenderun da ki lojmanda annem beni ev işlerini yapmak için balkonda belimden bağlardı. Ben ipi çözerdim balkondan aşağıya atlardım. Kanalda balık sandığım kurbağa yavrularını cebime doldururdum. Karşımızda oturan komşumuzun kızına hediye ederdim. Onlarda nedense bana kızmaz alırlardı. Öyle yaramazdım. O nedenle beni çoğu zaman ablama zimmetlermiş.

Sonra tayinimiz çıktı Kocaeli Derince limanına oraya gelmeden babam liman şefi olmuştu. Ortaokula başladım. Son sınıfta miyop olduğumu anlayınca pilotluk hayalim bitti. Sonra müzik dedim. Onun üzerine konservatuara gitmeye karar verdim. İstanbul Teknik Üniversitesinin (İTÜ)konservatuar bölümünü buldum. Nişantaşı eski binada Türk Halk Müziği Can Etili hocam, Türk Sanat Müziği İnci Çayırlı Hocam, Batı Müziği Demirhan Altuğ, Yalçın Tura Hoca, Kontrabass  hocam Kerim Soysal’dı aynı zamanda da  devlet bale ve bale orkestrasının yakışıklı kontrabasscısı reklam filmlerinin yakışıklı jönü idi.  Türk Sanat Müziği nazariyat hocamda Rahmetli Haydar Sanal idi. Beni asistanı olarak istemişti. Dersimiz olmadığı zamanlarda arabama atlar bebekte caminin yanında küçük kahveye tavla oynamaya giderdik. Türk sanat müziği tekseslidir ben neden çok sesli olmasın demiştim de beni ilk yıl mülakata okula almamıştı. Beni anlamamışlardı. Okulu dört yılda bitirdim ön lisans diploması aldım. Son seneyi iki kızımın  annesi eşim Zeynep ile aynı sırada okudum. Evlendiğimizden kimsenin haberi yoktu. Hoca geldi Kerim sen oradan kalk erkeklerin olduğu yere geç dedi. Bende çıkarttım evlilik cüzdanımı kalmayacağım bu benim hanımım dedim. Hocamız ve sınıf şok olmuştu. 

Batı müziğini zaten biliyordum. Ben okula girmeden Nil Burak ve Füsun Önal’ın özel orkestrasıydık. Aynı zamanda da Bebek Belediye gazinosunun sabit devamlı eşlik orkestrası olarak sahne alıyorduk. Antik Set orkestrası olarak Ajda Pekkan’a da  83, 84 yıllarında eşlik ettik. Benim o okulda bir diplomaya ihtiyacım vardı. Oda askerliğimi yedek subay olarak yapmak içindi. Bir de en önemli sebebim okula giderek Türk Halk müziği ve Türk sanat müziğinde ki eksikliklerimi de tamamlamaktı. Türküm ben ya Türk Sanat müziği diyorlar da, Türk Halk müziği sanat değil mi? Alaturka diyorlar da esas müziğimiz olan Türk Halk müziği bizim değil mi? Atalarımız Asya dan, Avrupa’ya, Anadolu ya yayılırken at üstünde bağlama, cura, tulum ve zurna çalar şarkı söylerlermiş.

Müziğe başladığım yıllarda Antik Set’i kurduk bir düğün salonun da çalmaya başladık. İngilizce parçaları ben söylüyordum. Fransız parçaları da benden iki yaş büyük olan Okan Başören, ikiz kardeşler Melih Baş ve Çağlar Baş söylerdi.  Benim içinde olduğum orkestralarda hep şef beni yaparlardı. Çünkü akıllı adamlar hep konuşmaları pazarlıkları bana yaptırır onlar otururlardı. Daha önce de başka bir orkestra ile Avcılar da Motel Balerinde de çaldım.

Müziğe orkestra ile başladığım ilk yıllarımda Avcılar’daki otelde hayatıma giren bir İngiliz kadın olmuştu. O kızı hiç unutamadım üç defa Londra’ya gittim ama görüşmek kısmet olmadı.”

BERLİNDE KURULUŞ YILDÖNÜMÜN DE ÇALDIM.

Tuzla er eğitim tugayında yedek subaylık imtihanını uyuyakaldığım için kaçırdım bu nedenle  yurtdışı yasağıma rağmen Berlin’in kurtuluşunda sahnede çaldığını belirterek konuşmasını sürdüren Özgürel, “O dönem Kültür Bakanlığı beni yurt dışına çıkarttı. Bana özel hazırlanan gri pasaportumda askerlik yapmıştır doğum tarihi de 1934 yazıyordu. Turgut Özal benim o tarihte bakaya yoklama kaçağı olduğumu için hazırlatmıştı. Yoksa yurt dışına çıkmam mümkün değildi. Devlet işte isterse öldürür, isterse yaşlandırıp yaşatır.  Berlin’in 550’inci kurtuluşu olacaktı. Devlet Halk Dansları Topluluğu Yıldırım Gürses ile TRT saz kadrosu Orkestra Antik set eşliğinde gittik hava alanında Alman Kültür Bakanlığı görevlileri bizi çiçeklerle karşıladı. Büyük bir brandadan içi sıcacık konser çadırı kurulmuştu orada konser verdik. O çadırda  Almanlar bizi ve Devlet Halk Dansları topluluğunu dakikalarca Ayakta alkışladılar . Berlin konserinden sonra Alman polisleri ile hatıra fotoğraflarımız var.”

RAİNBOWE KONSER SALONUNDA ÇALDIK

Füsun Önal’a Londra da Rainbowe  Konser salonun da  çaldık. “1977, 1978 yılların da Antik Orkestra şefi bendim. Sezen Aksuya, Nil Burak’a bir de Füsun Önal’a çok çaldık. O yıllarda ben kendime Ülkemiz de olmayan enstrümanlar aldım. Rainbowe  konser salonunda  çalarken en ön sırada Barış Manço’da gelmiş ve bizi izlemişti. İlk konserimiz de  Kuliste yanımıza gelen Rahmetli Barışa üzerimde beş bin pound  var bununla enstrüman alabilir miyim diye sorduğumda oğlum bu para ile Kraliçe Elizabeth’i bile alırsın demişti.  O konserimizde çok beğenildi ve bizi ikinci kez çağırdılar.” 

İngiltere’nin elli bin kişilik konser salonu olan Rainbowe salonunda fuar alanı içinde konser verdik. Londra dünyadaki en meşhur konser alanlarına sahip bir şehirdir. Operadan elektronik müziğe bütün türlerin en iyilerini canlı olarak dinleyebileceğiniz bu şehirdeki en iyi konser salonlarından birisidir bu yer. Aynı zamanda dünyanın en iyi müzisyenlerinin de ağırlandığı bir yerdir. Orada çaldık. Hem de prova yapmadan yaptık bu işi. Konser bitti her kes bizi ayakta alkışladı.”

İSTANBUL’DA ÇALMADIĞIM GAZİNO KALMADI.

İstanbul’da çalmadığım gazino kalmadı, “Ben müzisyenim notalarımız gelir sahneye çıkar işimizi yapar çıkarız. Benim dönemimde orkestramda çalan tüm arkadaşlarımız konservatuvar mezunuydu. Bir kere hangi iş olursa olsun bu işin eğitimini alan kişi işini yapar. Biz de de öyle eğitimini alan müzisyen her şeyi çalar. Gazinolar bittiğin de ben müziğe gece kulüpleri modasıyla devam ettim. Etiler kapkara da en son Of Aman Nalan’a çaldım. Yaklaşık beş altı ay çalıştık onunla. En son Berlin’e konsere gittik dönerken klavyem çalındı. Dava açtık dört yüz dolar verdiler. Özel bir hava şirketiydi. Her yolcunun 20 kilo hakkı varmış yani yirmi çarpı yirmi dolar dediler buda 400 dolar deyip bu parayı ödediler ama çalınan klavye 2 bin dolardı. O dava da son duruşma da şahit olması için Of Aman Nalanı çağırdım ama bana bu sıralar basında çıkmak istemiyorum diye şahit olmayınca onunla çalışmayı bıraktım. O yıllarda Demet Sağıroğlu ve Emel Müftüoğlu’na çalmaya başladım. Mehmet Ali Erbil ile 1989 yılında başladım bu birliktelik 2012 yılına kadar sürdü.

Bu ülkede kimi sanatçı düzenli hayatı ile gündeme dahi gelmezken, kimi sanatçı evlilikleriyle, yaşadığı ilişkileriyle gündeme geliyor, kimisi de kurgulanmış halleriyle gündeme geliyor.

İŞSİZLİK OLAYLARI BİZDE PANDEMİDEN ÖNCEDE VARDI.

Müzik dünyasında işler artık gazinoların kapanmasının ardından salgından önce kendisini hissettiren ekonomik sıkıntılar yüzünden birçok eğlence yerinde müzisyen çalıştırılmıyordu zaten. Üzerine bir de Salgınla birlik te tüm eğlence yerleri, restoranlar, barlar ve canlı müzik yapılan tüm mekânlar artık tamamen kapatıldı. “ Ben en son 11 ay önce bir yerde çalıştım. Ama en azından diyorum benim emekli maaşım var ya olmayan arkadaşlarımız ne yapsınlar. Evi kira olan mı dersin, banka kredisi, kredi kartı olan mı dersin. E bunlar da ev geçindiriyor çoluk çocuk sahibi insanlar ne yiyip ne içecekler bir soran yok.

Bu insanlar her platformda senin ülkeni temsil eden insanlar. Çok sayıda müzisyenin sıkıntı içinde intihar ettiğini duydum.  Bazen görüyorum çok iyi müzisyenlerin Metro da çaldıklarını beni görmemeleri için saklanarak geçiyorum yanlarından. Adamlar bir liraya iki liraya çalıyorlar. Ama genç konservatuarda okuyan yetenekli gençleri de metroda çalarken görünce destek olmak için onlara yaklaşıp cebimde olan yüz liranın elli lirasını verdiğim çok oldu. Ülkemiz de sanata ve sanatçıya olan ilgisizlik yüzünden aşağıya doğru bir iniş var.

Maalesef özellikle maske ve sosyal mesafeye uymak konusunda toplum olarak sınıfta kaldık ve bu duyarsızlık virüsün “ikinci”, neredeyse “üçüncü pik” yapmasına neden oldu. Ve bu durum vaka sayısı, yoğun bakım sayısı ile birlikte vefat edenlerin sayısının yükselmesi vahim bir tablo ile karşı karşıya kalmamıza neden oldu.

İşte bu duyarsızlık her türlü mekanın ve işletmenin faaliyetinin durdurularak kapatılmasına sebep olunca, ekmek parası için çalışan tüm personel yani, garsonlar, komiler, ahçılar, ahçı yardımcıları, bulaşıkçılar, mekanların otoparkındaki valeler, güvenlikçiler, ton maisterler  gibi müzisyenler de işsiz kaldı. Ayrıca, açık alanlarda düzenlenen konserler, festivaller, turneler de iptal edilince binlerce  müzisyen artık kaderlerine terkedilmiş hale geldi.”