AYDINLIK İÇİN YAKTIĞI MEŞALE SONU OLDU.

Türk hukukçu, siyaset adamı ve yazar. 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun sözcülüğünü yapmıştır. Milletvekili Numan Aksoy'un oğludur.

AYDINLIK İÇİN YAKTIĞI MEŞALE SONU OLDU.

Türk hukukçu, siyaset adamı ve yazar. 1961 Anayasası'nı hazırlayan komisyonun sözcülüğünü yapmıştır. Milletvekili Numan Aksoy'un oğludur. Oda Türk aydını olmanın bedelini 1990 yılında, faili meçhul bir cinayet sonucu öldürülerek ödedi.  Failleri hale bulunamadı. Bu cinayetlerle ilgili olarak daha geniş bilgileri 1990 dan günümüze Türkiye’de ki faili meçhul adlı kitap tan okuya bilirsiniz.

Tüm derslerinden tam not alarak 1939'da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'ni bitirdikten sonra Zürih Üniversitesi Hukuk ve Devlet Bilimleri Fakültesi'nde doktora yaptı. Türkiye'ye döndükten sonra İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde asistanlık ve Ankara Üniversitesi'nde öğretim üyeliği yaptı. 1957 yılında üniversite yasasında yapılan değişikliklerin üniversitelerin özerkliğine zarar verdiği gerekçesiyle üniversiteden ayrılarak Cumhuriyet Halk Partisi'ne girdi.

27 Mayıs 1960 sonrasında yeniden üniversiteye döndü ve Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde profesör oldu. Kurucu Meclis Antalya İli Temsilciliği (6 Ocak 1961 - 25 Ekim 1961) ile 1961 Anayasasının hazırlanmasında komisyon sözcülüğü yaptı. CHP parti meclisi üyeliği görevlerini yürüttü. 12 Mart 1971 Muhtırasından sonra tutuklandı, fakat yargılama sonucunda aklandı. 1977'de CHP İstanbul milletvekili olarak meclise girdi. Avrupa Konseyi Türkiye temsilciliği ve Türk Hukuk Kurumu başkanlığı görevlerini yürüttü. 12 Eylül 1980'den sonra Ankara Barosu başkanlığına seçildi.

1989'da Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Bahri Savcı, Münci Kapani ve Bahriye Üçok gibi aydınlarla birlikte Atatürkçü Düşünce Derneği'ni kurdu. 31 Ocak 1990 günü Ankara Bahçelievler'deki evinin önünde kurşunlanarak öldürüldü. Cenazesi 3 Şubat günü Ankara Maltepe Camii'den kaldırılarak Cebeci Asrî Mezarlığı'nda toprağa verildi. Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde bir dersliğe adı verilmiştir.

Muammer Aksoy tam otuz bir yıl önce, bugün öldürüldü. Bürosundan evine dönerken, oturduğu apartmana girerken.  Sağ şakağından ve sağ göğsünden. İki kurşunla.  Özal iktidarının son zamanların da. Koalisyon karmaşasının eşiğinde. Radikal İslamcıların imzasıyla. O yıl ardı ardına işlenecek üç adet faili meçhul cinayetin ilk halkasında. Atatürkçü Düşünce Derneği’nin kurucularından hukukçu Muammer Aksoy öldürüldü bu ülkede, 1990 yılında. Ilımlı İslam pazarlamacılarının parlamaya başladığı. Babıâli gazeteciliğinin İkitelli gazeteciliğine dönüştüğü. Uğur Mumcu gazeteciliğini hor görecek yeni nesil bir medyanın temellerinin atıldığı. Ordu içindeki İslami örgütlenmelerden bahsedildiği. Üniversitelerde türban tartışmalarının çıktığı.  Laikliğe karşı olanların siyasi heveslerinin tehlikeli bulunmasının yersiz görülmeye başlandığı zamanlarda. 1990 yılının ocak ayında. Muammer Aksoy öldürüldü bu ülkede iki kurşunla. Onu gömdü bu ülke.  Ülkemizde her Cinayet, geleceğe yapılan bir saldırıydı. Katledilen aydınların ortak özellikleri olarak Atatürkçüdür, Cumhuriyetçidir, devrimcidir.

DOSYASIN DA ÜÇ KOVANDAN BAŞKA DELİL YOK.

Öldürüldüğü gün dosyasına giren üç adet mermi kovanından başka hiçbir kanıt bulunamadı. Muammer Aksoy’u kim neden öldürdü?

Bürosundan çıkmış evine doğru giderken kafasında önceki günlerde büroya gelen meçhul telefonlar vardı. Arayanlar, ses vermeden telefonu kapatıyorlar o ise arayanların kimler olabileceklerini düşünüyordu. Çok geçmedi, evinin bulunduğu apartmanına girdi ve tak tak tak!

 

Sağ şakağı ile sağ göğsünden aldığı iki kurşun yarası ile merdivenin dibine düşerek yaşamını yitiriyordu.

Suikasttan sonra gazeteleri arayan bir kişi eylemi üstlenerek, “Tesettür konusunda İslam’a karşı takındığı tavır nedeniyle Müslümanlar tarafından cezalandırıldı” dedi. Cinayet İslami örgütler tarafından gerçekleştirilmiş olabilir miydi?

Muammer Aksoy; ‘Türkiye’de terörü tırmandırmak’ için toplumda tanınan bir kişi olarak hedef seçilmiş ve cinayet herhangi bir örgüt tarafından işlenmiş olabilir miydi?

“Tesettür konusunda İslam’a karşı takındığı tavır nedeniyle Müslümanlar tarafından cezalandırıldı. Olay, İslami Hareket adına üstleniliyor. 7.65 Baretta ile cezalandırılmıştır.” Muammer Aksoy’un öldürülmesinden 2 saat sonra gazeteleri jetonlu telefonla arayan bir kişi, bozuk bir Türkçeyle bunları söylüyordu.

Daha sonra olayı soruşturan polis, Aksoy ile katilin yüz yüze geldiklerini saptayan bilgiler elde ediyordu. Bu arada, saldırganın fark etmediği 10 yaşında bir çocuk her şeyi görüyordu ve olayın tek tanığıydı. Ancak, polisler geldiğinde heyecandan konuşamayacak haldeydi. Ailesi ve polis 10 yaşındaki görgü tanığının başına her hangi bir şey gelmesinden korktukları için soruşturma safhasında ismi hep gizli tutuluyor, verdikleri bilgiler açıklanmıyordu. 24 numaralı apartman girişinde yapılan incelemede, 7.65 milimetre çapında 3 adet mermi bulunuyordu. Emniyet yetkilileri katil veya katillerin apartmanın arka bölümünün karanlık olmasından yararlanarak kaçtıklarını belirtiyorlardı. Arka tarafta iki katlı bir evin bahçesine açılan demir kapının da açık olduğu anlaşılıyordu. Emniyet yetkilileri bu bulgular ışığında cinayetin önceden planlanmış olabileceğini söylüyorlardı. 12 Eylül öncesinde Ülkücü kesimin güçlü olduğu Bahçelievler semtinde işlenen bu cinayette 10 yaşındaki çocuk dışında görgü tanığı yoktu. 24 numaralı apartmanın karşısında oturanlar sadece silah seslerini duyduklarını, fakat bir şey görmediklerini anlatıyorlardı. Polis olayla ilgili 7.65 milimetre 3 adet boş kovan dışında hiç bir ipucu bulamamıştı.

Muammer Aksoy’un eşi Ülke Aksoy: “Cinayeti çözmek istemediler”

“Demek ki, yaptıkları, görüşleri, Türkiye’de gerçek demokrasiye ulaşma uğraşı, bazı insanların çıkarlarını baltaladığı için öldürüldü. Toplumda huzursuzluk yaratmak, sevilen, sayılan bir insanı öldürerek, dikkatleri başka tarafa çekmek ve bazı şeyleri gizlemek için.”

“Öldürüldüğü gece bile, çevrede ciddi önlem alınmadı. Denetleme, polis kordonu, çevrede ayrıntılı parmak izi araması gibi şeyler yapılmadı. Kaç kurşun var, ona bakıldı. Nasıl takip edildi, apartmanın içine mi saklanıldı, bunlar açığa çıkmadı. Olay anında evdeydim. Muammer, evin önünde vuruldu ama hiç silah sesi duymadım. Cinayet susturucu ile mi işlendi? Oysa susturucu temin etmek öyle kolay değil. Bunlar açıklığa kavuşmadı. Üstelik öldürüldüğü cadde oldukça işlekti ve herkesin işten çıktığı bir saatte saldırıya uğradı.”

“O zaman dendi ki, kimse devletten güçlü olamaz, katiller mutlaka bulunacak, hesap sorulacak, kanı yerde kalmayacak. Katiller bulunamadı, hesap sorulamadı, kanı yerde kaldı… O zaman güç kimde? Katillerin bulunamamasında iki ihtimal var. Ya görevlilerin yeterince bilgi ve beceriye sahip olmaması, ya da bunların bu işi yapanlarla bir bağlantılarının olması.”